Sperm Genetikten Fazlasını Aktarıyor

0
4256

Yapılan bir araştırma sonucuna göre, sperm üreme yolundan geçerken içeriği değişiyor ve bu değişimlerin doğurganlık üzerinde sonuçları olabilir. 

Kötü beslendiğinizde bedeniniz bunu hatırlar ve muhtemelen bunun sonuçları çocuklarınıza da geçer. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde ortaya çıkan pek çok delil, spermin bir babanın hayatı konusunda aldığı kararlarla ilgili olabileceğini ve bunların sonuçlarını çocuğuna geçirebileceğini gösterdi. Şimdi, yapılan iki çalışma sayesinde bilim insanları bize bunun nasıl olduğunu açıklayabiliyorlar. 

Sperm erkek üreme sisteminden geçerken, boşalmadan önce netice olarak spermi değiştiren genetik olmayan içerikleri atıyor ve onları yeniden kazanıyor. Bu değişiklikler sadece babanın sağlığını aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekte doğacak çocuğun yaşayabilme becerisi üzerinde de ciddi sonuçları bulunuyor. 

Her yıl, 76 binden fazla çocuk, çoğunluğu tüp bebek yöntemiyle olmak üzere, üremeye yardımcı teknikler sayesinde dünyaya geliyor. Tüp bebek yönteminin bazı farklı çeşitleri olsa da, erkek kısırlığının söz konusu olduğu bazı durumlarda spermin testislerden veya epididimden cerrahi olarak alınması gerekiyor. 

Sperm testislerde üretildikten sonra, insan bir erkekte açıldığında yaklaşık altı metreyi bulan dolambaçlı epididimden geçme yolculuğuna başlar ve bu süreç yaklaşık iki hafta sürer.  Sperm sadece bu süreci geçirdikten sonra tamamen kendiliğinden hareket edebilir hale gelir. Böylece “olgunlaşmış” spermin yumurtanın üzerine döküldüğünde onu döllemesi beklenir ancak testislerden veya epididimden alınan spermlerin çok ince bir iğneyle direkt olarak yumurtanın içine enjekte edilmesi gerekir. Spermin kaynağı neresi olursa olsun, bu teknikler kırk yıldır sağlıklı bebeklerin dünyaya gelmelerine yol açıyor. 

Ancak bilim insanları, şimdi her şeyin genlerden ibaret olmadığını biliyorlar. Bir hayat boyunca bizim genomumuz aynı kalır. Ancak bu genetik talimatların vücut tarafından nasıl, ne zaman ve neden takip edildiği, genom kılavuzunun kendisini değiştirmeden canlılarda ciddi farklılıklar gösterebilir.

Epigenetiğin Önemi

İşte “epigenetik” adı verilen olgu, benzer ortamlardaki aynı genetiğe sahip canlıların (ikizler veya laboratuar fareleri gibi) birbirlerinden çok daha farklı görünebilmelerinin ve davranabilmelerinin sebebini açıklamaya yardımcıdır. 

Epigenetiğin en güçlü parçalarından biri, küçük RNA’lar denilen bir moleküller sınıfıdır ve bunlar genetik bilgiyi onun talimatlarını uygulayan hücresel sistemden saklayabilirler. 

Eğer epigenetik elementler embriyoya girerse, bir babanın davranışları çocuğunda da yaşamaya devam edebilir. Örneğin, stres yaşayan farelerin çocukları travmatik hatıraların davranışsal sonuçlarını miras alabilir ve kötü beslenen fare babalar çocuklarına dengesiz metabolizmalar geçirebilir. 

Massachusetts Tıp Fakültesi’nde biyokimya profesörü olan Oliver Rando yönetimindeki araştırma ekibi, 2016’da yaptıkları çalışmada, farelerde olgunlaşmamış testiküler spermdeki DNA’nın olgunlaşmış spermdekiyle aynı olduğunu ancak olgunlaşmamış spermin farklı bir epigenetik bilgi aktardığını ortaya koymuşlardı. 

Epididimin Üremedeki Önemli Rolü

Şimdi yaptıkları iki yeni çalışmanın ilkinde, araştırmacılar fare sperminin testislerden epididim boyunca olan yolculuğundaki küçük RNA’ları takip ettiler ve farelerden farklı olgunluklardaki spermler aldılar. Ekip küçük RNA’ların çoğunun sperm epididime girdiğinde atıldığını ya da yok edildiğini gördüğünde şaşırdı. Ancak vücuttan yeni atılan sperm, epididimin son aşamasından ayrıldığı sırada, babanın durumunu yansıtan epigenetik bilgiyi tamamen yeniden kazandı. 

Bu durum için mümkün olan tek açıklama, epididim hücrelerinin, yani spermin dışındaki hücrelerin gelecek nesillere bilgi aktarıyor olduğuydu. Ekibe göre üzerinde an az çalışma yapılan epididim organı, üreme konusunda önemli bir role sahipti. 

Üreme yolunun farklı noktalarındaki sperm aynı genetiğe sahip ama aynı epigenetiğe sahip değil gibi görünüyordu. Bu farkın önemli bir durum olup olmadığını görmek isteyen ekip ikinci çalışmaya geçti ve olgunlaşmamış spermin fare bebeklerde fark edilebilir etkileri olup olmadığına baktı. Bunun üzerine, testislerden, epididimin başından ve sonundan sperm alıp yumurtalara enjekte etti. Üç sperm türü de yumurtaları dölleyebildi ancak embriyoları anne farelere transfer ettiklerinde, epididimin başından alınan spermlerden bir sonuç alınamadı. Orta aşamadakiler küçük RNA’ların çoğundan yoksundu ve en olgun olan son gruptaki spermler büyük başarı elde ettiler. Araştırmacılar eğer doğru küçük RNA’larla desteklerlerse, epididimin başından alınan spermleri kurtarabileceklerini düşündüler. 

Küçük RNA’lar Doğurganlığı Destekliyor

Bu belirli küçük RNA’ların doğurganlığın anahtar noktası olup olmadığını test etmek için, araştırmacılar epididimin sonundan küçük RNA’lar aldılar ve bunları epididimin başından alınan spermlerle döllenen yumurtalara enjekte ettiler. Onlara hayret veren bir şekilde, bu embriyolar sadece anne farelere yerleştirilebilecek duruma gelmekle kalmayıp, aynı zamanda yavru farelerin doğmasına da yol açtılar. Üstelik, epididimin sonundan alınan spermlerle döllenen embriyolardan ayırt edilemez durumdaydılar. 

Epididimin başından alınan spermler kusurluydu ama bunu düzeltmek mümkündü. Bu durum, kusurun bir rastlantı değil, epididim labirentindeki yolculuğun normal bir parçası olduğu fikrini ortaya koydu. Diğer bir deyişle, erkekler spermin olgunlaşması yolunda önce onu parçalıyor, sonra da hasarı onarıyorlardı. 

Tıp dünyası bu bulguların açıklanamayan erkek kısırlıkları vakalarına epididimdeki sorunların yol açabiliyor olduğunu gösterdiğini düşünürken, araştırma ekibi değişik olgunluktaki spermlerden üreyen bebek fareleri incelemeye ve uzun vadede herhangi bir sağlık sorunu yaşayıp yaşamayacaklarını yakından takip etmeye devam edecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here