Bir Denizaltı Arama Cihazı Levha Tektoniği Teorisini Doğrulamaya Yardım Etti

0
38

Bu bir 19’uncu yüzyıl gezgininin Dünya seyahatlerinin, iki çubuk mıknatısın ve İkinci Dünya Savaşı’nda düşman denizaltı arayışlarının nasıl portatif fluxgate manyetometresinin icadına yol açtığının hikayesi. Ve bu icadın da, nasıl levha tektoniği teorisi için kuvvetli bir kanıta yol açtığının. 

1950’li yıllarda, Dünya’nın kıtalarının hareket halinde olabileceği fikri büyük ölçüde alaya alınıyordu ve deniz tabanı da hala büyük ölçüde bir gizemdi. Ama bunlar değişmek üzereydi. İkinci Dünya Savaşı ve bu süreçte yapılan deniz savaşlarının sonrasında, araştırmacılar birdenbire deniz tabanını hiç olmadığı kadar detaylı bir şekilde haritalandırmak ve incelemek için kuvvetli araçlara sahip oldular. Bu yeni teknolojiler arasında, fluxgate manyetometresi olarak bilinen küçük ve portatif bir cihaz da vardı. 

Dünya’nın manyetik alanını ölçen cihazlar olan manyetometreler o sırada yeni bir teknoloji değildi. Bilim insanları yüzyıllardır Dünya’nın kendi manyetik alanını ürettiğini biliyorlardı ve denizciler de yönlerini onunla bulmak için pusulaları kullanıyorlardı. Ama bu alanın gücü bir yerden diğerine tutarsızlık gösteriyordu.

Alman gezgin ve coğrafyacı Alexander von Humboldt, 1800’lerin başlarında Dünya’yı dolaşırken, farklı lokasyonlarda Dünya’nın manyetik alanının ölçümlerini aldı ve alanın yoğunluğunun ekvatordan uzaklaştıkça arttığını kaydetti. Bu farklılıklar, Humboldt’un 1831 yılında Dünya genelindeki manyetik yoğunluğu kesin bir şekilde ölçmek için koordineli bir girişim başlatmasına yol açtı ve diğerlerinin yanı sıra, bu girişimde Alman matematikçi Carl Friedrich Gauss’un da yardımını aldı. 

Orijinal makale: Science News

1833 yılında, Gauss ilk manyetometreyi geliştirdiğini bildirdi. İki çubuk mıknatısı içeren bu cihaz, her yerde Dünya’nın manyetik alanının yoğunluğunu kesin bir şekilde ölçebiliyordu ve bu ölçümler Dünya’nın manyetik alanının gücünün ilk küresel haritalarını sağlamakta başarılı oldu.  

1936’da Fluxgate Manyetometresi Tasarlandı

Ama İkinci Dünya Savaşı sırasında, ABD Donanması manyetizmanın daha da kesin ölçümlerini arıyordu ve Dünya’nın manyetik alanında denizin altındaki denizaltılar gibi metalik objeler nedeniyle meydana gelebilecek çok küçük anormallikleri haritalandırabilmek istiyordu. 

1936’da, bilim insanları fluxgate manyetometresi adı verilen böyle bir hassas sensör tasarladılar. Ama bu cihazın denizaltıları aramak adına kullanılabilmesi için portatif olması ve bir uçakta taşınabilmesi gerekiyordu. 

Rusya doğumlu jeomanyetist Victor Vacquier, birkaç yıl boyunca fluxgate manyetometresinin portatif versiyonu üzerinde çok çalıştı ve 1941 yılında, onun cihazının yaptığı başarılı testler Donanmanın dikkatini çekti. 1942’nin Aralık ayında, fluxgate manyetometreleri havadaydı ve düşman denizaltıları arıyordu. 

Savaştan sonra, bilim insanları bu hassas, portatif manyetometrelerin deniz tabanı hakkında neleri açığa çıkarabileceğini görmek konusunda istekliydiler. Denizbilimciler cihazı yeniden donattılar ve 1950’li yıllarda ve 1960’lı yılların başlarında, Vacquier ve başka araştırmacılar fluxgate manyetometresini deniz tabanında bulunan kayalardaki manyetik anormallikleri ölçmek ve haritalamak için kullanmaya başladılar. 

Haritalar deniz tabanındaki manyetik polaritenin zebra çizgilerine benzer bir deseni olduğunu ortaya koydu. Bilim insanları bu çizgilerin, Dünya’nın manyetik alanının zaman zaman yönünü tersine çevirmesi sebebiyle olabileceği hipotezini kurdular. 

Bu desen deniz tabanı yayılması hipotezinin en kuvvetli kanıtlarından biri haline geldi. 

1968 yılında, yaklaşık 100 yerbilimci bir toplantı için bir araya geldi. İki gün süren toplantıda, jeologlar Walter Pitman ve James Heirtzler, 1966 yılında ölçümledikleri manyetik anormalliklerin bir profilini sundular. 

Bu profilde, Pasifik-Antarktik Sırtının her iki yanındaki simetri çok netti. Bir önceki yüzyıl içinde yapılan ve portatif ve hassas bir manyetometrenin geliştirilmesiyle sonuçlanan bir dizi icadın mümkün kıldığı bu profil, deniz tabanı yayılması ve sonuç olarak da levha tektoniği teorisi için en ikna edici kanıtlardan biri haline geldi. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here